Sağlıksızlığımızın temel nedeni kendimize değer vermiyor oluşumuz. Altta yatan nedenler irdelenmeden önce sağlıklı olmayı hak ettiğimize kendimizi ikna edebilmeliyiz. İyileşmek için hasta olmamız gerekmiyor. Malesef yaşanan budur coğu zaman. Hastalıkla uzunca bir süre uğraştıktan sonra (kendimizi tüketmediysek eğer) ortaya çıkan bıkkınlıkla parça parça olmuş sınırlarımızı onaracağımız bir noktaya geliriz. Fiziksel, zihinsel, duygusal bedenlerimiz tekamül sürecimiz doğrultusunda yeniden hizzalanır ve sağlıkla ışıldamaya başlar. O halde tersten gidelim; Çünkü bizler hastalıkları beklemeden sağlığı kendimize çekebilecek güçteyiz, bilincinde olduğumuz her şeyi değiştirebiliriz. Hayatla birlikte neşeyle ve kolaylıkla akabiliriz. Sınırlandırdığımız adlandırdığımız, büyüttüğümüz her şey bizi içine hapseder. Hapsolmak zorunda değiliz, hiç kimseyi ve hiçbir durumu taşımak zorunda da değiliz. Kendimizi serbest bırakmadıkça, yolumuzdan çekilmedikçe engellerin içine çekiliyoruz. Çevremizdeki insanları kendi deneyimleri için serbest bırakmadıkça, onları oldukları haliyle kabul etmedikçe ilişkilerimiz sekteye uğruyor. Karşımıza çıkmış herkesi ve her durumu serbest bırakalım. Bizler ilerliyoruz neden yük taşıyalım? Hayat bir oyun alanıdır, taşımaya değer bulacağımız tek şey kendi oyunculuğumuz olsun. Kendimize izin verelim, oynayalım…

Çok sevdiğim bir dostum Anton Cehov’dan alıntı yapmış beni İstanbul’a davet ederken; “Eğer bir gün hayatıma ihtiyacın olursa hiç çekinmeden gel al onu”
Kendimizle ilişkimizin ve ikili ilişkilerimizin dehlizi budur. Insanin kendiyle olan iliskisi tum iliskilerine yansir. Kendimizden cekinmememiz dilegiyle; MUTLU YILLAR